Denizden de ablukaya alınan Gazze şehri deniz yoluyla ulaşabilecek insani yardımlardan da mahrum bırakılmıştır. İç göç yaşayan bu insanların çoğunluğu halen güney de Mısır’a sınır olan Refah şehrinde yaşamak zorunda kalmışlardır. İnsani yaşam şartlarından çok uzakta hayatta kalmaya çalışan Filistin halkı İsrail tarafından tamamen Dünya’dan izola edilerek katliamlarını sürdürmektedir.

Aralıksız sürdürülen hava bombardımanları ile karadan İsrail ablukası bölgede yaşamaya çalışan insanlar için açlığın ve bulaşıcı hastalıkların baş göstermesine sebep olmuştur. Savaş nedeniyle bölgedeki tarımsal faaliyetlerin sürdürülemediği ile çiftlik ve hayvanlarının İsrail bombardımanlarında hedef olmasıyla Gazze halkı kıtlıkla karşı karşıya kalmıştır. Akdeniz’e kıyısı olan şehir ise balıkçıların tekne ile açılmasına müsaade edilmeyerek, açılanların ise İsrail ordusu tarafından batırılması ile sonuçlanmaktadır.

Yaşamlarını sürdürebilmek adına kıyıdan balık avlamak isteyen Filistinliler, İsrailli keskin nişancıların avı olmaktadır. Hastanelerin bombalandığı şehirde tıbbi bakım neredeyse yok gibiyken, hasta ve yaralanan için ise ilaca erişebilirlik nereyse imkânsız durumdadır. Mısır’ın Refah Sınır Kapısından hasta nakline izin verdiği ilk ülke olan Türkiye, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın en küçüğü 15 yaşında olan ve getirilen hastaların sayısının 27 ile 13 refakatçisinin olduğu ve de bu getirilen hastaların da kanser hastası olduğunu söylemiştir. Türkiye’nin 20 kişilik sağlık ekibiyle 8 adet sahra hastanesini bölgeye yolladığını söyleyen Bakan Koca, Mısır ile Türkiye arasında yapılan görüşmeler neticesinde bu hastanelerin Refah Kapısının iç ve dış bölgelerine kurulumunu gerçekleştirebileceğini iletmiştir.

Dünya ile iletişimleri nereyse yok denecek kadar az olan Gazze şehrinde, İsrail Devleti tarafından gerçekleştirilen sistematik soykırımı (systematic genocide) Dünya’ya iletebilmek adına kullanılan cep telefonları ile sosyal medya uygulamaları, bu yaşanan sistematik soykırıma İsrail Devleti’nin yanında olmuştur. Dünya’da kullanılan ve milyonlarca abonesi olan bu sosyal medya uygulamaları Filistin halkına yaşatılan bu soykırıma kısıtlama getirerek sanki Dünya’da böyle bir katliamın olmadığını hatta Filistinli halkı hedef alarak onları suçlu pozisyona çıkarmışlardır. İşte bölgedeki katliamları Dünya’ya duyurmaya çalışan kişiler yerel ve uluslararası gazeteciler olmuştur.

İsrail’in Filistin halkına uyguladığı abluka ile katliamların başladığı günden itibaren canlarını hiçe sayarak bu terörizmi Dünya’ya duyurmaya çalışan gazeteciler, muhabirler ve kameramanlar olmuştur. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezi kuruluş olan Gazetecileri Koruma Komitesi (CPJ-www.cpj.org) verilerine göre “2023 yılı içerisinde Dünya genelinde öldürülen gazetecilerin 4’te 3’ünün İsrail’in Gazze’ye saldırıları sırasında yaşamını yitirdiğini” açıklamıştır. Gazetecileri Koruma Komitesi’ne ait internet sitesinde “23 Şubat 2024 itibariyle CPJ’in ön araştırmaları, savaşın başladığı 7 Ekim’den bu yana öldürülen 30.000’den fazla kişi arasında en az 88 gazeteci ve medya çalışanının bulunduğunu gösterdi. Bu gazetecilerin 83’ünün Filistinli, 2’sinin İsrailli ve 3’ünün ise Lübnanlı olduğudur”

Yine aynı internet sitesinin haberine göre ise; 16 gazetecinin yaralandığı, 4 gazetecinin kayıp olduğu ve 25 gazetecinin İsrail tarafından tutuklandığı bunun yanında da medya ofisleri ile gazetecilerin evlerine zarar verildiğine dair bilgileri bizlere vermektedir.

Yaşanılan bu kadar büyük insanlık dramına karşı 19 Şubat 2024 tarihinde Gazze’de elinde mikrofonu, üzerindePRESSyazılı çelik başlığı ve yeleği ile umut dolu gözlerle muhabirlik yapan 11 yaşındaki Sumeyya Muhammed adlı kız çocuğunu tüm Dünya izledi. İzlemekle kalmadı onun gözlerindeki gelecekteki zaferi ve küllerinden tekrar doğacak bir milletin simge ismi olacağını tüm dünya ya haykırdı; “Korkmuyorum!” diyerek.   

Katar merkezli bir kanal olan Al Jazeera Mubasher’de 2011 yılından bu yana muhabir ve sunuculuk yapan Ahmed Taha’nın yayınına katılan Sumeyya Muhammed, yapmış olduğu röportaj da yaşadığı dehşeti gözlerinden okunurken cesareti ile tüm dünya ya meydan okumuştur. Al Jazeera Mubasher’de yayımlanan Sumeyya Muhammed ile Ahmed Taha arasındaki röportaj da ise;

-   Sumeyya Muhammed: Gazze’de güvenli hiçbir şey yok. Şu an Aksa Şehitleri hastanesindeyim. Hastanede bir sürü şehit çıkıyor. 11 yaşındayım. Gazzeliyim. Ben uzun süredir gazeteci olmayı istiyordum, savaştan önce de. Dünyaya kendimi ispat etmeyi istemiştim. Örnek aldığım kişi; Shireen Abu Akleh idi, Allah rahmet eylesin. O nasıl dünyaya örnek olduysa, ben de onun gibi olmak istiyorum.

-  Ahmed Taha: Yaptığın işten dolayı başına bir şeyin gelmesinden korkmuyor musun?

Navalnıy'ın yakınına saldıran 2 şüpheli yakalandı Navalnıy'ın yakınına saldıran 2 şüpheli yakalandı

-  Sumeyya Muhammed: Hayır korkmuyorum!. Ben zaten konuştuğumda Allah’a tevekkül ediyorum. Annem babam bu işi yapmamı istemiyordu. Çünkü gazetecilerin artık bir hedef olduğunu biliyorlar. Ama benim ısrar ettiğimi gördüklerinde kabul ettiler ve ben çıktığımda artık bir şey demiyorlar. Ama yoldayken ya da çekim yaparken hedef alınır mıyım bilmiyorum. Mesajım; savaşın durması ve dünyanın Gazze’ye karşı insani bir tavır almasıdır.

Savaşın kazanının sadece silah tüccarları olduğunu ve kaybedenin insanlık olduğu dünyamız da Sumeyya Muhammed gibi yaşı küçük ama yüreği dağları eritecek kadar sıcak insanların varlığı direniş ve dirilişin sembolleri olacaktır.

(Al Jazeera Muhabiri Shireen Abu Akleh, 11 Mayıs 2022 tarihinde İsrail Silahlı Kuvvetleri tarafından Cenin’e düzenlenen bir baskını haber yaparken öldürülmüştür.)

HABER: YASİN İLKDOĞDU