Ol değince olduran gönüllerimizi iman nuru ile dolduran yüce Allah'ın doksan dokuz adıyla BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Osmanlı İmparatorluğu ve Safevi Devleti arasındaki Çaldıran Savaşı, 1514 yılında iki büyük güç arasındaki askeri ve siyasi rekabetin zirvesi olarak tarihe geçti. Bu savaş, yalnızca iki devletin orduları arasında değil, aynı zamanda iki farklı dini mezhebin temsilcileri olan Sünni Osmanlılar ile Şii Safeviler arasında da bir çatışmaydı. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim ile Safevi Hükümdarı Şah İsmail arasındaki bu büyük savaşın nedenleri, süreci ve sonuçları, sadece dönemin politikalarını değil, aynı zamanda günümüze kadar süren etkileriyle Ortadoğu'nun şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. 

Osmanlı İmparatorluğu ve Yavuz Sultan Selim 

Osmanlı'nın cengaver hükümdarı Yavuz Sultan Selim 1512 de Osmanlı tahtına oturmuştur. Babası 2. Beyazıdın aksine Yavuz gözü pek, korkusuz ve topraklarını genişletmek isteyen bir Sultan idi. Henüz sancakta iken ordu toplayarak kendine tehdit olarak gördüğü yerlere saldırıyor kendine boyun eğdiriyordu. Yavuz her zaman farkındaydı, tehlike Batıda değil Doğu'da idi. Babası Beyazıt'a sürekli bunu anlatmış lakin Selim'in sözünü dikkate almamışlardır. Zamanla bir Şii devleti olan Safevi Devleti Anadoluda Şii propagandası ve Kızılbaş hareketleri ile resmen Anadolu'yu karıştırıyor insanların ölmesine sebep oluyorlardı. Belki de bu yüzdendir ki Yavuz'un doğuya olan dikkatini ve tedbir alma isteğini Safeviler oluşturmuştu.  

Selim bütün kardeşlerini ve babasını saf dışı bırakarak tahta oturmuş 8 yıllık ömrüne 80 yıllık iş sığdırarak kadim Türk tarihinin ve şanlı Osmanlı imparatorluğunun "Yavuz'u" olmuştur. Tahta oturur oturmaz önünde set olan içinde ki çürük adamları temizlemiş kendisine sadık, güvenilir devlet adamları getirerek tahtını sağlamlaştırmıştır. Şiilerin planlarını ve kötü emellerini bildiği için Doğu bölgesinde hemen teşkilatlandırmış Şah İsmail tehdidi için önlem almıştır. Doğu Anadolu bölgesinde bulunan aşiretleri akıl hocası İdris-i Bitlisi sayesinde kendine bağlamış herhangi bir savaşta Osmanlı safında yer tutacaklarına dair söz almışlardır. Ve öyle de olmuş Osmanlı ve Safevi arasında olacak büyük savaşta Osmanlı safında yer tutmuşlardır.  

Safevi Devleti ve Şah İsmail  

Safevi müritleri Şeyh Haydar etrafında toplanıp bir topluluk oluşturmuşlardır. Bu topluluk Türkmen aşiretlerinden oluşuyordu. Zamanla bölgenin önemli gücü olan Akkoyunlular himayasine girmişlerdir. Şah İsmail'in babası Cüneyt beyde akkoyunlu idaresine devlete hizmet eden kişiler arasında idi. Akkoyunluların zamanla devleti Şiilerden temizleme politikasından kurtulan Şah İsmail Akkoyunlular elinden kaçarak dedesi Şeyh Haydarın oluşturduğu topluluğun başına geçerek İran'da, İran merkezli Şii bir devlet kurmuştur. 

  Şii mezhebi'ni yaymak ve korumak için kendilerini lider olarak göstermişler ve bunun için savaşmaktan çekinmediler. Şah İsmail çok genç olmasına rağmen birçok askeri başarı elde ediyor adını hızla duyuruyordu. İran ve çevresinde bulunan geniş toprakları himayesi altına almış burada emellerini rahatça yerine getirebiliyordu. Lakin böbürlenmiş kendine çok güvenmiş Anadoluda Allah'ın keskin kılıcı olan Osmanlıyı unutmuştu.  

İsmail Osmanlıya karşı askeri ve siyasi stratejileri işe yaramıyordu. İsmail son çare olarak Anadoluda yaşayan Şii topluluklarını kışkırtıyor buraya gönderdiği ajanlar ise bu ateşi daha da çok harlıyordu. Bu durumu fark eden Yavuz Anadoluda ki isyanları bastırıyor ve İsmail'in başını ezmek için hazırlık yapıyordu. İki ülke arasında olan bu durum kendilerini Çaldıran Savaşına sürüklemiştir.  

Kızılbaşlar Kimdir ? 

Safevi Türkmen Hanedan Tarikatı şeyhi olan Şeyh Haydar tarafından müritlerine ve kendilerine bağlı olan ademlerin birliğini sağlamak için yeni bir kıyafet getirdi ve bunu hepsine giydirdi. Bu kıyafetin en önemli özelliği kafaya takılan kavuktur. Bu kavuk kırmızı renkte ve 12 dilimlidir. Bunun sebebi her dilim Alevilikte ki 12 imamı temsil eder ve adları yazardı.  

Bundan ötürüdür ki Osmanlı Safevileri ve kendilerine bağlı mensupları belirtmek için Kızılbaş tabirini kullanmışlardır. Kızılbaşlar 15. Yüzyıldan itibaren tarih sahnesine çıkmışlardır. Hepsi Azerbaycan Türkçesi konuşan Türkmen aşiretlerinin bir araya gelerek oluşturdukları topluluktur.  

Osmanlı kaynaklarında; Kızılbaş askerleri, Kızılbaş tarafı, Kızılbaş üzerine sefere çıkmak gibi tabirleri direk Safevileri belirten konulardır. Kızılbaş kelimesi Safevi kaynaklarında ise Safevi müridi olan Türkçe konuşan Türkmenlerdir.  

Çaldıran Savaşı 

1. Selim, İranlı Şiilerin üzerine sefere çıkması için İslami kurallara göre fetva alması gerekirdu. İstanbul müftüsü Nureddin Efendi ve Kemalpaşazâde den bu izinleri alan Selim hemen savaş hazırlıklarına başladı. Ordusu ile sefere çıkmadan önce Anadolu ve diğer yerlerde bulunan 40.000 kadar Kızılbaşı idam etmişti ve böylelikle hem gidiş yollarını hemde sefer sırasında Anadolu'nun güvenliğini sağlamıştır.  

Yavuz bunları yaparken Şah İsmail boş durmuyor yanında bulunan şehzade muradı Osmanlı varisi ilan etmiş Osmanlı içinde ve sarayında iç karışıklıklar çıkarmaya çalışıyordu. Memlûk sultanına pahalı hediyeler yollayarak olası Osmanlı Savaşı'nda kendisine destek vermesini beklemiştir. Diyarbakır'ı Şah adına zapteden Ustaç oğlu Mehmet ve Anadoluda ki Şii halk Şahın emri ile isyan etmeye devam ediyorlardı.  

İplerin tamamen kopmasının ardından Osmanlı derhal Edirnede ayak divanı oluşturmuş savaş kararı alınmış ve 1. Selim bu kararı Şaha bir mektup ile bildirmiştir. Osmanlı ordusu Selim'in önderliğinde Sivas'a kadar gelmiştir. Selim işini şansa bırakmayarak olası bir isyanda Anadolu'yu kontrol altına alması için Sivas'a 40.000 yeniçeri bırakmıştır. Şah İsmail, Selim'in ve Ordunun gelmesini geciktirmek ve zorlaştırmak için yangınlar çıkartıyordu. Ama bunların hiçbiri Selim'i durdurmuyor aksine daha da şiddetli bir şekilde ilerlemesini sağlıyordu. Erzincan yakınlarında Selim tarafından Şaha ikinci bir mektup gitti; korkak gibi kaçmamasını savaşa gelmesini belirtmişti. Şaha ise tatsızlık çıkmasını istemiyor aksi takdirde kendisinin de savaşa hazır durumda olduğunu bildiriyordu. Sultan Selim Çermüğe gelince Şaha bir mektup daha yazdı günlerdir ülkesinde olduğunu ama İran ordusunu görmediğini yazıyordu. Öte yandan kurak arazide günlerden gezen yeniçeriler huzursuzluk çıkarmaya başlamış Sultan Selim'in çadırını önünde isyana kalkmışlardır. Bu taşkınlığı hiddetli bir konuşma ile bastıran Sultan Selim derhal Şiilerin üzerine yürümeye devam etmiştir. Kısa süre sonra öncüler İran ordusunu görmüşlerdi. Çaldıran ovasında yine Türk Türk'e karşıydı. Bu iki kardeşten biri diğerinin kanını dökecekti. Bazı devlet adamları ordunun bir gün dinlemesini istese bile Sultan Selim ve Piri Mehmet Paşa ordunun hemen savaş düzeni alması için emir verdiler.  

Ordunun merkezinde Sultan Selim, Vezîriâzam Hersekzâde Ahmed Paşa, ikinci vezir Dukakinzâde Ahmed Paşa, Mustafa Paşa, Ferhad Paşa ve Karaca Paşa gibi devlet büyükleri ve din adamları bulunuyordu. Ordunun sağ kanadında Anadolu Beylerbeyi Hadım Sinan Paşa emrinde ki birlikler tutuyordu. Rumeli Beylerbeyi Hasan Paşa emrinde askerler bulunuyordu. Birbirlerine zincir ile bağlanmış toplar ve tüfekli yeniçeriler savaşa hazır duruma gelmişlerdir. Yaklaşık 100.000 kişilik Osmanlı ordusu uzun yoldan gelmiş yorgunlar ve yiyecek sıkıntısı çekmişlerdir. Tebriz gibi yakın yerden gelen Şah'ın ordusu dinç ve güçlülerdir. Sultan Selim'in askerleri dinlendirme fikrini kabul etmemesinin nedeni ordu içinde kızılbaşlar olabilir ve ordu içinde fitne çıkarabilirlerdi.  

Takvimler 23 Ağustosu gösteriyordu Çaldıran Savaşı Şah İsmailin 40.000 kişilik süvari birliğine hücum emri vermesi ile başlamıştı. Hadım Sinan Paşa plan gereği askerleri hızlı bir şekilde geri çekerek Şahın süvarileri ve Osmanlı topçularının karşı karşıya gelmesini sağladı. Topçular topları ateşledikten sonra Şahın ordusu darma duman olmuştur. Sinan Paşa'nın komutanı Abdulbaki İran piyadelerini dağıttı geri kalanlar ise Şah'ın yanına kaçtılar. Daha fazla dayanamayıp Osmanlı merkezine hücum eden Şah İsmail top ve tüfek atışları nedeni ile başarı elde edemeyip geri çekilmişlertir. Şah planını değiştirerek ordunun sol tarafına akın etti. Ani bir baskın olduğu için bu kanattaki askerler planı tam bacerememiş topların arkasına geçememişlerdir. Bu yüzdendir ki Osmanlı bu kanatta toplarını kullanmamıştır. Hasan Paşa burada şehit olmuştur. Sultan Selim hemen takviye kuvvet yollamış tüfekli yeniçeriler hem sol kanadı hemde savaşı kurtarmışlardır. Sultan Selim'in daha fazla sabrı kalmamış tüm kuvveti ile Şah'a doğru hücuma geçmiştir. Herşeyi kaybettiğini anlayan Sah İsmail bir tüfek kurşunu ilede yere serilmişti. Şah'ın yakın adamı olan Mirza Ali "- Şah benim" diyere teslim olmuş Şah İsmail'in savaş alanından kaçmasına vakit kazandırmıştır.  

Savaşı kazanan Osmanlı ordugahı, hazinelerini, hanımlarını ve önemli sanatkârlar yanına alarak yola koyuldu. Tebriz'e varan Yavuz Sultan Selim halka aman vererek şehre girmiş bir hafta burada kaldıktan sonra İstanbul'a doğru yola çıkmıştır. Yolda İsmail tarafından mektuplar elçiler gelse de Yavuz Sultan Selim kabul etmemiş yoluna revan olmuştur. Kışı Karabağ da geçirmek isteyen Yavuz Sultan Selim yeniçerilerin isteksizliği üzerine tekrardan İstanbul'a doğru yola çıkmıştır. Sefere sırasında Safeviler'e yardım eden Dulkadiroğlularını da topraklarına katılmıştır.  

Çaldıran Muharebesinden sonra Doğu Anadolu tamamen Osmanlı hakimiyetine girmiş Anadolu siyasi birliği tekrardan sağlanmıştır. Bıyıklı Mehmet Paşa Diyarbekir Beylerbeyliğine getirilmiş Tarihçi İdris-i Bitlisi de müşaviri olarak atanmıştır. Yavuz Sultan Selim Şah sayesinde Şii mezhebini yayma politikası durma dereceye getirilmiştir.  

Karşımızda olan kendi kanımızdan kendi canımızdan olsa da hainlik yapan affedilmez. Bir gün sabah uyandığında karşın da Türkün Yavuz'unu ve muzaffer askerlerini görüp kaçacak yer ararsın. Pişman olsanda iş işten geçmiştir çünkü Türk'ün töresinde hainliğe yer yoktur.  

Tanrı Türk'e Yar Olsun Türkün Özü Var Olsun