GİRİŞ:

Tarihler 1980’li yılları gösterdiğinde Türkiye Cumhuriyeti devletinde bir dizi siyasi, sosyal ve ekonomik krizlerin yaşandığı görülmüştür. Yaşanan bu kaotik durum zamanla kendisine siyasi ve ideolojik zemin bularak insanlar arasında fikir ayrılıklarına ve şiddetli çatışmalara yol açmıştır. Başlangıçta etkiye tepki hareketi olarak başlayıp ilerleyen yıllarda ise kanlı bir sokak kavgasına dönüşen bir kaos ortamını Türkiye’nin her tarafında hissedilmeye başlamıştır. Ülkede meydana gelen söz konusu bu kötü gidişata dur diyebilmek adına çözümünü darbe yapmakta bulan cunta yönetimi bu sorunları katı kurallar ve idamlarla çözmeye çalışmıştır.

Bu dönemde olayların baş rolünde olan Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları ağır bedeller ödemiştir. Gerek sokakta gerek idamlarla birçok insanını kaybetmiştir. Eski bir subay olan ve Milliyetçi Hareket Partisi'ni kuran ve teşkilatlandıran bu camia tarafından ''Başbuğ Türkeş'' denilen Alparslan Türkeş partisinin darbe esnasında ve sonrasında hep yanında olmuş cunta yönetimine karşı kurduğu teşkilatı bozmadan ayakta tutmuştur.

Darbe öncesinde ve darbe sonrasın da siyasi bir parti olan Milliyetçi Hareket Partisi'nin işlediği veya üzerlerine atılan suçlardan ötürü mahkemeler kurulmuş Başbuğ Türkeş’ten tutup hiçbir suçu olmayan mazlum insanlara dahi hapishaneler de işkenceler uygulanmıştır.

Darbenin yapılış amacının en büyük nedeni ülkenin düzenini bozan ve git gide kötü bir hâl almaya başlayan sağ- sol çatışması, ülkenin enflasyonunun yükselmesi ve eğitim yuvalarının siyasi yapılanmalara dönüşmesi üzerine dönemin Demirel hükümeti bu gibi olayların üstesinden gelemediği için askeriye hükümete el koymuştur. Darbeden sonra cunta yönetimi CHP, DYP, Selamet Partisi ve MHP gibi bütün partiler siyaset yasağından dolayı kapatılmıştır. Ülkenin her yerinde siyaset yapma yasağı getirilmiştir sadece cunta yönetiminin şehirlere kendi atadıkları milletvekilleri bulunuyordu.

1980 İhtilalin de kapatılan siyasi partiler darbeden sonra tekrardan kurulmaya başlanmıştır. Milliyetçi Hareket Partisi' de tekrardan Alparslan Türkeş önderliğinde kurulmuş fakat parti ismi değişikliğe uğramıştır. 1989 da Cumhurbaşkanlığı görevinden düşen Kenan Evrenle birlikte cunta yönetimi bitmiştir. Bu araştırmada Milliyetçi Hareket Partisinin darbe esnasında ve sonrasında ki gelişmelerini, yaptığı eylemleri, 1980 ihtilalinin sebebini ve yapılan uygulamalarını bu olayları bizzat yaşayan ve şahit olan kişilere görüşüp bilgi aldığımız ve ulaştığımız kaynaklar ile teyit edip sizlerle paylaşacağız.

1- Alpaslan Türkeş kimdir?

25 Kasım 1917 ' de Kıbrıs'ta dünyaya gelen Alparslan Türkeş, babası Hamdi Bey ve annesi Fatma Zehra tarafından Ali Arslan ismini almıştır. İlkokul ve rüştiye eğitimlerini Kıbrıs'ta alan Ali Arslan; Hüsnü Bey, Selahattin Bey, Osman Zeki Bey gibi birbirinden kıymetli ve Türklük gurur ve şuurunu çok iyi bilen hocalar tarafından eğitim almış milli duyguları oluşmaya başlamıştır. Bu kıymetli hocalar Kıbrıs dahi dünya üzerinde milyonlarca türkün esir olduğunu ve zulümler yapıldığını Ali Arslan' a iyice öğretmişlerdir." Osman Zeki Bey Ali Arslan'ın adını adeta senin adın "Alparslan olsun" ve Sultan Alpaslan'a denk bir yiğit Türk ol, diyerek değiştirir ". 

1933 yılında Kıbrıs'ta İngiliz ve Rum esaretine daha fazla dayanamayan Alparslan Türkeş, Türklüğün yapısında olmayan, kurdun töresin de bulunmayan esaretten ailesini türkün hür olduğu, tüm Türklerin hamisi olan devlete yani ana vatan Türkiye'ye yerleşmeye ikna eder. Ailesinin tüm varlığı satıldıktan sonra bir vapur ile İstanbul’a gelir ve İstanbul'da yaşamaya başlarlar.

Alparslan Türkeş Kuleli Askerî Lisesi'ne kaydolmuştur. Yıllardır hayalini kurduğu adeta Kızılelma’sı olan bu hayale sonunda kavuşmuştur. Bu yıllarda ortak fikirlere ve ideolojik düşüncelere sahip olduğu arkadaşlar edinmiştir. Türkiye de fikirlerine öncülük eden bir Türk devi olarak gördüğü ve hep örnek aldığı kitaplarını okuyup, dergilerini takip ettiği Hüseyin Nihal Atsız'ın yanında bulunmuştur.

1936 yılında Kuleli Askerî Lisesi'ni büyük başarı ile bitiren Türkeş hemen Harp Akademisi'ne başlar 1938 de buradan da mezun olan Türkeş Türkiye Cumhuriyeti’nin genç, gözü kara bir teğmeni olarak hemen göreve başlar. 1940 yılında Muzaffer Hanım ile tanışıp âşık olur. Muzaffer hanım ile evlenen Alparslan Türkeş’in; Ayzit, Umay, Selcen, Yıldırım ve Tuğrul adın da çocukları olur. 1974 yılında Muzaffer Türkeş hayatını kaybetmiştir.

3 Mayıs 1944' de Türkçülüğü, Turancılığı dile getiren ve yanlarda ki kişilerle ve içlerinde üsteğmen Türkeş' de bulunan bir grup vatan sever kişiler tarafından bir mücadele başlatılmıştır. Bu mücadele sonunda Irkçılık- Turancılık davası sonucunda çoğu hapse girmiştir ve üsteğmen Türkeş 9 ay 10 gün hapis cezasına çarptırılmıştır. Bu hapis sürecin de tabutluklara konulmuş birçok işkenceye maruz kalmışlardır. 

27 Mayıs 1960 günü ülkede kardeş kavgasını engellemek ve istedikleri reformları yapmak için Milli Birlik Komitesi ülkenin yönetimine el koyduklarını açıklarlar. O dönemde kurmay albay olan Türkeş komitenin ülkeye el koyduğu bildirgesini okuyan ve dikkatleri üzerine çeken ülkenin kahraman ve kudretli albayı olmuştur. Milli Birlik Komitesi'nin içinde çıkan anlaşmazlıklar nedeni ile Albay Türkeş ve on dört arkadaşı zorla emekliye sevk edilmiş ve evlerinden alınarak sürgün edilmişlerdir. Türkeş başbakan müsteşarlığı vazifesi ile Hindistan’a sürgün edilmiş ve canından öte bildiği, varı yoku ülkesi olan Türkiye Cumhuriyetin' den uzaklaştırılmıştır.

A- Milliyetçi Hareket Partisi'nin Kuruluşu:

23 Mart 1963 yılında Alparslan Türkeş sürgünden ülkesine dönmüştür. Arkadaşları ile birlikte " Huzur ve Yükseliş Derneği" adı altında bir dernek kurar ve o dernek çatısı altında partilileşmek isterler. Fakat Talat Aydemir'in giriştiği darbe teşebbüsün de bulunduğu iddiası üzerine tutuklanarak cezaevine gönderilir. Mamak cezaevin de 4 ay hücre hapsinde yattıktan sonra mahkemede yargılanır ve beraat edilir. 31 Mart 1965 de CKMP'ye katılır. CKMP genel başkanı olan Ahmet Oğuz, Türkeş'in partiyi böldüğünü ve ele geçirmekle suçlayarak genel başkanlıktan istifa etmiştir. 1 Ağustos 1965 de Parti'nin genel başkanı seçilir aynı yıl yapılan genel seçimlerde ise Ankara milletvekili olur. Alparslan Türkeş genel başkan olduktan sonra partisinin ideolojisini 9 temel üzerine dayandırır ve bunları 9 ışık kitabında anlatır. Bu temel prensipler; milliyetçilik, ülkücülük, ahlakçılık, toplumculuk, ilimcilik, hürriyetçilik, köycülük, gelişmecilik ve sanayicilik ve teknikçilik olarak belirlenmişti. Bu bir bakımdan baktığımız da Mustafa Kemal Atatürk'ün fikirlerine çok yakın olduğunu görebiliriz. Ve hemen akıllara Başbuğ Türkeş'in " CHP Atatürk'ün çizgisinden çıkmasaydı ben MHP'yi kurmazdım"   ifadesi geliyor.

1969' da Başkan Türkeş Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisinin adını Milliyetçi Hareket Partisi olarak, Parti'nin amblemini ise 3 hilal olarak değiştirmiştir. O yıl yapılan seçimler de ise Adana milletvekili olarak seçilmiştir.  MHP 1969 seçimlerin de gözle görülür bir başarı elde edememiş sadece %3,3 oy alarak bir meclise bir milletvekili sokabilmiştir.

1968-1971 yıllarında Avrupa'da solcu düşünce büyük bir gelişme göstermiştir. Bu düşünce yapısı Türkiye de ki gençleri de git gide zehirlemeye başlamıştır. Sokaklarda, üniversiteler de sol görüşte radikal gruplar bulunuyordu ve bu gruplar seslerini şiddetle, kavgayla, kanla ve anarşist tavırlarla seslerini duyurmaya çalışmışlardır. Bu esnada solcu gruba tamamen ters, anti-komünist, devletçi yapıya sahip olan MHP ve Ülkü Ocakları sol grubun karşısına çıkmışlardır.

Milliyetçi Hareket Partisi'nin Genel Başkanı olan Türkeş, ilki, 31 Mart 1975 -13 Haziran 1977 yılları arasında ve ikincisi de 1 Ağustos- 31 Aralık 1977 tarihleri arasında Süleyman Demirel başkanlığında kurulan koalisyon hükümetlerinde MHP Genel Başkanı olarak, Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığı yapar.

B- Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarının İlişkisi:

1968 yılında üniversiteler başta olmak üzere Ülkü Ocakları, Büyük Ülkü Derneği gibi teşkilatlanmalar olmuştur.

1968 Yılında üniversiteler komünizm ve bölücü gençler tarafından resmen bir yuva olmuştur. Üniversiteleri resmen silahlandırmış her tarafta Mao, Lenin gibi komünist liderlerin fotoğrafları asılıyor ve her yerde anarşist ve bölücü sloganlar atılıyordu. Bunun üzerine Başbuğ Türkeş, Dil Tarih Coğrafya Fakültesin de toplanan çok az sayıda bulunan bir avuç gence seminer vermiş ve bu seminerde Türklüğün gurur ve şuurunu belirtir, komünizm konusun da aydınlatmaya çalışır.

“Şurası unutulmamalıdır ki, Türk âleminin en büyük düşmanı komünistliktir. Her görüldüğü yerde ezilmelidir.”  Bu bir avuç genç kısa zamanda toplanarak Türkiye'nin en büyük gençlik hareketini oluşturmuşlardır. Ülkücü gençlik Alparslan Türkeş'in 9 ışık doktrini etrafında toplanmışlar, yegâne temelleri milliyetçi Türkiye ve Türklüğü yüceltmek olmuştur. Bundan rahatsızlık duyan Türk düşmanı, bölücüler ve komünistler liselerde, fakültelerde, sokaklarda, fabrikalarda ve köylerde dahi olmak üzere Ülkücü Harekete karşı olmuşlar ve açıkça silahlı savaş ilan etmişlerdir. 12 Eylül 1980 ' e kadar yaklaşık 5000 tane ülkücüyü şehit etmişlerdir. Bu akan kanlar, dinmeyen göz yaşlar ve bitmek, tükenmek bitmeyen kavgalar darbenin gelişini daha da çok hızlandırmıştır.

2- 12 Eylül 1980 Darbesi

Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’in talimatı ile 2. Başkan olan Orgeneral Hasan Saltık 4 ay gibi bir süre de darbenin bütün planını yapmış "Bayrak Harekâtı" adı verilen darbenin ayak sesleri duyulmaya başlayacaktı.

Ordu komutanları aldıkları emre göre 11 Temmuz 04.00 ' de harekete geçeceklerdi. Demirel hükümeti 2 Temmuz’da güvenoyu almasıyla darbe planını ertelemeye karar verdiler.

 Tarihler 12 Eylül’ü gösterdiğin de sabaha karşı Kenan Evren'in planı uygulanmaya başlandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan darbeci Milli Güvenlik Konseyi, bütün yetkileri ele aldı.

Kenan Evren ve cunta yönetimi TBMM'yi kaldırmış, kendi istedikleri kuralları da demokrasi zannederek uygulamaya koymuşlardır. Sıkı yönetim ile tüm sivil toplum kuruluşları kapatılmıştır. Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki dernekleri kapatılmıştır. CIA'nın Türkiye Şefi olan Paul Henze, ABD Başkanı Jimmy Carter’a “Bizim Ankara'da ki çocuklar başardı.” diye bilgi vermiştir.

Cunta yönetimi tüm siyasi partileri kapatmış ve parti genel başkanlarının can güvenliği teminatı vererek teslim olmalarını istemiştir. Milliyetçi Hareket Partisi de kapatılmış tüm siyasi varlığına son verilmiş, mal varlığı ise devlet hazinesine aktarılmıştır.  Tüm parti liderleri teslim olmuş iken bir parti lideri teslim olmamıştır.

Türkeş darbe haberini almasının ardından ailesinin güvenliği için kayınvalidesine yollamıştır. Türkeş ise Halil Şıvgın’ın evinde 3 gün boyunca darbenin gidişatını izlemiş ve teslim olmamıştır. Alparslan Türkeş 15 Eylül sabaha karşı darbeden sonra 3 gün boyunca ülkenin gidişatını ve darbenin yapılanmasını izlediği evden kendisini ihbar ederek askeriyenin gelip almasını istemiştir. Bu darbenin Milliyetçi Hareket Partisi'ne karşı yapılmadığını her ne kadar söyleseler de atılan suçlamalarla ülkede Milliyetçi Hareket Partisi'nin ve Ülkü Ocaklarının ülkenin düzenini bozduğu gerekçesi sunulmuştur. Bu hadiseler ile ilgili Başbuğ Türkeş şu ifadeleri vermiştir. “12 Eylül Hareketi’nin yapılmasına lüzum yoktu, ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilan edilmişti. Bu şartlar altında sıkıyönetim müesseseleri hakkıyla görevlerini yapsaydı, terör kısa zamanda çözümlenirdi. 12 Eylül Hareketi’nin vatana, devlete kazandırdığı hiçbir şey yoktur. Türk devletinin temel felsefesi olan milliyetçiliği ezmiş, milliyetçileri lekeli ve suçlu insanlar olarak göstermiş ve Türk milletini yaşatacak düşünce olan Türk milliyetçiliğini korkulup, benimsenmemesi icap eden bir düşünce olarak insanların zihinlerine yerleştirmeye çalışmıştır…”

Vatanı, Milletini ve askerini kendi varlığından çok seven insanları sorgusuz sualsiz hapishanelere, tabutluklara ve C5'lere atmışlardır. Öyle ki bu olayların içinde bulunan Suat Günel içinde ki asker sevgisini şu şekilde anlatıyor " Bir gün ocakta otururken birden komünistler bulunduğumuz mahalleyi ve ocağa saldırdılar ve ocağın hemen yanında askeri gazino bulunuyordu. Gelen sesler üzerine dışarı bir tane asker çıkmıştı, yanımızda asker olmasına rağmen aldırış etmeden ateş eden komünistlere karşı ilk yaptığım şey askere zarar gelmesini engellemekti. Askerin hemen üzerine kapandım ve onlara ateşle karşılık verdim. " 

A- Yapılan mahkemeler ve sonrası:

Cunta yönetimi ülkenin dört bir tarafında tutuklamalar yaparak zindanlara atıyorlardı. Öyle ki artık hapishaneler de yer kalmamış cunta yönetimi Selimiye kışlasını hapishaneye çevirmiştir.

Bu tutuklama süreci devam ederken MHP' de Alparslan Türkeş dahil olmak üzere tüm parti üyeleri, Ülkü Ocaklarının sorumluları ve teşkilattan olan olmayan herkesi hapishanelere atmışlardır. Hapishane sürecinde çeşitli işkencelere maruz kalmışlardır. Bu tutuklanmalara ve işkencelere bizzat maruz kalan Suat Günel ve Ali Kansız bu acı durumu şöyle ifade ediyor;

Suat Günel " İlk olarak bizleri kafes denilen dört bir tarafı demir parmaklıklar ile kapalı olan yere koyarlardı. Buradan hepimizi tek tek alır sorguya çekiyor ve işkence yapıyorlardı bu sorguda bizim işlemediğimiz adını dahi duymadığımız suçları, suçlamaları kabul etmemizi istiyorlardı. Bu suçları bize zorla Cennet mekân Başbuğ Alparslan Türkeş'in yaptırdığına dahil ifade vermemizi istiyorlardı. Öldürülen insanların bizim öldürdüğümüze, emri ve silahların Başbuğ tarafından verildiğine dahil suçlamalar atıp onu kabul etmemiz için bizleri saatlerce dövüp, ahlaksız işkenceler yapıyorlardı. Hiçbir ülküdaşımız ne işkenceden korkup ne de asılmaktan korkup bu ifadeleri vermediler. Bu işkencede kolumu kırdılar ve kolum yanlış kaynadı mecburen ülküdaşlarım kolumu düzeltmek için tekrardan kolumu kırıp düzeltmeleri gerekiyordu. Beni yere yatırıp elimi kolumu tutarak kolumu geri kırdılar ve kolumun yerine oturup doğru kaynaması için tedavi ettiler."

Ali Kansız” Mamak askeri cezaevine geldim, üzerime atılan hiçbir suçu kabul etmediğim için C5 atılıp bir hafta dilimin varmadığı işkenceler gördüm ve en sonun da beni koğuşa atılar. Ama işkenceler bir türlü bitmiyordu öyle ki günün birin de namaz kılan ülküdaşım Hüseyin Kurumahmutoğlu'nun namaz esnasında kafasına tüfeğin dipçiği ile kafasına vurarak şehit ettiler. "

Kaldığımız koğuşlar hem bizim yatakhanemiz hem de ibadethanemizdi. Kullanmadığımız eski battaniyeleri kendimize seccade yapardık. Askerler gelip tüm battaniyeleri topladılar, dergiler ve gazeteler üzerinde namaz kılmaya mecbur kaldık. Namaz kıldığımız esnada askerler gelip bizler ile dalga geçerdi '' Hülya Avşar'ın üzerinde namaz mı kılıyorsun'' diye işte bu manevi işkence oluyordu manevi değerlerimiz ile dalga geçiyorlardı bize en çokta zarar veren işte bu oluyordu. "

Suat Günel " Yemek yedikten sonra yemek duası ederdik. Bir gün yemek duası ettirdiğim esnada bir asker beni yanına çağırdı sen neden yemek duasını mırıldanarak ediyorsun diye beni copladı. Bir başka yemek duasında ise dayak yememek için yüksek sesle okudum bu seferde neden isyan ediyor gibi dua ediyorsun diye yine dayak yedim. "

Falaka, elektrik verme, çarmıha gerilme, banyo işkencesi gibi adlar verilen daha birçok işkenceler bu kanlı zindanlarda yapılmıştır. Falakadan sonra sivri sopalar ile insanların ayaklarının altı çizilmiş ve ayağa kaldırıp defalarca zorla zıplattırılmıştır. İnsanlar çırılçıplak soyulurdu utanç verici bir halde elektrik verilir dayanılmaz bir acıya dönüştürülürdü.

19 Ağustos 1981 yılında ilk mahkemeler kurulmuştu. Tüm tutuklular mahkeme heyetinin karşısına çıkacaktı. Alparslan Türkeş idam ile yargılanıyordu. Türkeş mahkeme salonuna girdiği anda salonda ki tüm ülkücüler ayağa kalmış saygı duruşunda İstiklal Marşı'nı okumaya başlamıştı bunu gören mahkeme heyeti de saygı duruşu çerçevesinde ayağa kalmış olan biteni hayretle izliyorlardı. Şaşıran sadece mahkeme heyeti değildi, mahkemeyi televizyon karşısında izleyen Kenan Evren sinirden kabloları koparmıştı. Çünkü Alparslan Türkeş'in yakın koruması Veysel Akdoğanın verdiği bir röportajda "Kenan Evren Başbuğu kıskanıyordu.” demiştir.  Kenan Evren bu yenilmez tavrı ve saygıyı görünce Alparslan Türkeş’i yine kıskanıp, sinirlenmişti. BBC haberinde ise bu durum şöyle geçiyordu "Dünyanın en ilginç siyasi davalarından birisi Ankara'da başladı, vatana ihanetten yargılanan Türk milliyetçileri duruşmaya İstiklâl Marşı ile başladılar..."

Alparslan Türkeş mahkeme heyetinin karşısına geldiğinde kendisine verilen MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası iddianameyi okudu ve iddianameyi mahkeme heyetine karşı sallayarak şu sözleri söyledi "Ne yaptımsa bilerek isteyerek yaptım, Türkiye ve Türk milleti için yaptım. Milliyetçiliği suç olarak kabul ediyorsanız, ölünceye kadar bu suçun faili olacağım... Mevzu vatansa hepimiz ölelim, mevzu makamsa hepiniz ölün..."

Mahkeme bitmişti kararlar verildi. Mustafa Pehlivanoğlu, Cevdet Karakaş, İsmet Şahin, Fikri Arıkan, Cengiz Baktemur, Ali Bülent Orkan, Ahmet Kerse Halil Esendağ ve Selçuk Duracık idam edilmiştiler. Diğer sanıklar ise tutuklu kalmaya ve idam ile yargılanmaya devam etmişlerdir. Alparslan Türkeş ise idam cezası ile halen yargılanıyordu. O dönemin gazetesinde çıkan habere göre " 5 yıl 11 ay 5 gün süren MHP davasında Genel Başkan Alparslan Türkeş "çete kurmak" ve "yönetmekten" 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasına çarptırıldı. Türkeş 1 gün hapis yatıp tahliye olabilecek. Türkeş'in mal varlığına el konulacak, 11 yıl "genel gözetim altında" tutulacak.

MHP Genel İdare Kurulunun tümü beraat etti. Çeşitli öldürme ve bombala olaylarına karışan sanıklardan Recep Genç, Nail Aslan, Selim Aydemir, Zülfikar Taş ve Şevket Ertaş idam cezasına çarptırıldı. 

3- Siyasi yasakların kaldırılması:

Cunta yönetiminin emri üzerine kapatılan siyasi partiler varlığını başka isimler ile kurmaya çalıştıkları partiler ile devam ettirmek istemişlerdir. 1983 yılında tekrardan siyasi partilerin kurulmasına izin verilmiştir.

 Danışma Meclisinin Çanakkale temsilcisi olan Mehmet Pamak tarafından Alparslan Türkeş'in emri ile Muhafazakâr Parti kurulmuş Milliyetçi Hareket Partisi'nin hedefleri ve İdeolojileri bu parti ile devam etmiştir. Parti 1985 yılında ismini Milliyetçi Çalışma Partisi olarak değiştirmiştir. 1987 referandumundan sonra Başbuğ Türkeş’in siyasi yasağı sona ermiştir. Alparslan Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisinin genel başkanı olmuştur. 1993 yılında ise yapılan olağan üstü kongre ile Parti'nin adını tekrardan Milliyetçi Hareket Partisi olarak belirlemişlerdir.

Sonuç:

Bu makalede 1980 darbesinin Milliyetçi Hareket Partisi'ni nasıl etkilediğini hep beraber inceledik.  Milliyetçi Hareket Partisi denildiği gibi üzerine atılan suçlamalar gibi vatan, millet düşmanı olmadığını aksine Türk milletinin tek kurtuluşu olan Türk Milliyetçiliği fikrini savunduğu için bu gibi durumlara maruz kalmıştır. 1980 darbesinin yapılmasında her ne kadar cunta yönetiminin suçu olmasa da izledikleri politika, verdikleri yargısız infazlar dikkatleri üzerlerine çekmiştir. Bir kardeş kavgasının bu durumlara gelmesi hepimiz için üzücü olmuştur ama unutulmaması lazım ki Devlet, Türk milletinin babasıdır ve cezayı da yine baba kesmiştir. Milliyetçi Harekete bu düşüncede giderek devlete hiçbir zaman düşman olmamış ve devlet için millet için ne gerekiyorsa onu yapmıştır. Kansa kan vermiştir, cansa can vermiştir ama hiçbir zaman vatana ihanet etmemiştir. Edeni de affetmemiş, zihinlerden silmemiştir.